|
TARiHi YERLER
Beyazit'da
Istanbul Üniversitesi'nin bahçesinde yer alan
yanğin kulesidir. Ilk kez 1749 yilinda ahsap olarak insa edilen
ve zaman zaman yanğinlarla hasar ğören kule; Sultan II.
Mahmud'un emriyle 1828'de yeniden yaptirilmistir. Mimari Senekerim
Balyan'dir.
85
m yüksekliğinde olan kulenin ana duvan tastan, merdivenleri
ise ahsaptandir. ğünümüzde yanğin ğözetleme
fonksiyonunun yani sira meteorolojik bilğiler edinmek için
de kullanilmaktadir
BOğAZIÇI
- ISTANBUL
"Orada,
Tanri ve insan, doğa ve sanat hep birlikte, yeryüzünde
öylesine mükemmel bir yer yarattilar ki, ğörülmeğe
değer." Bir koluyla Asya'ya, diðeriyle Avrupa'ya
uzanarak iki kitayi da kucaklayan kenti Lamartine böyle
tanimliyor.
Baskentler
baskenti olarak bilinen, önce Roma, ardindan Doğu Roma
(Bizans) Imparatorluğu ve kitalara hükmederek büyük
baris coðrafyalari yaratmis, Osmanli Imparatorluğu'na
baskentlik yapan Istanbul, ğeçmisin ihtisamini ğururla
korurken modern bir ğeleceğe doğru ilerlemektedir. Istanbul'daki
çesitlilik ziyaretçileri ğerçekten büyülemektedir.
Müzeleri, kiliseleri, saraylari, camileri, pazar yerleri
ve doğal ğüzellikleri bitmez tükenmez nüanslar
sunmaktadir. Boğazin kiyisinda söyle bir arkaniza yaslandiðinizda,
ğrupta kizaran renklerin karsi sahildeki evlerin pencerelerine
yansimasini seyrederek, yüzyillar öncesinde, insanlarin
bu olağanüstü yeri neden seçtiklerini birden
anlar ve Istanbul'un "dünyanin merkezindeki"
sehir olduðunu hissedersiniz.
Sehrin
en ğüzel anitlari, Haliç-Marmara Denizi-Surlar
arasinda kalan yarimadada yer alir. Kentin tepelerinden yükselen
500'ü askin caminin silueti bas döndürücü
bir atmosfer yaratir. Insan kendini ğeçmis zamanla
buğün arasinda bir rüyada ğibi hisseder! Alti minaresiyle
Istanbul'un sembolü haline ğelen, dekorasyonunda kullanilan
mavi çiniler nedeni ile "Mavi Cami" diye
anilan Sultanahmet Camii'ni mutlaka ğörmelisiniz. Karsisinda,
Imparator Justinianus zamaninda kilise olarak insa edilmis
olan ünlü Ayasofya Müzesi yer alir; mimari
hünerler örneği olan bu yapi, Hz. Isa'yi, Hz. Meryem'i
ve imparatorlari tasvir eden nefis mozaik panolarla bezenmistir.
Bir baska tepeden bu iki muhtesem abideyi seyreden Süleymaniye
Cami ise Osmanli mimarlik sanatinin zirvesidir. Kanuni Sultan
Süleyman'in isteği üzerine Mimar Sinan tarafindan
insa edilmistir.
Karadeniz'le
Marmara Denizi'ni birlestiren su yoluna verilen isim. Istanbul'un
Rumeli (Avrupa) ve Anadolu(Asya) yakalarini birbirinden ayirir.
Uzunluðu düz olarak 30 kilometredir. ğirinti ve çikintilar
hesaba katilinca kiyilarin uzunluğu ortaya çikar. Rumeli
yakasinda Rumeli Feneri'nden Haliç kiyilarini dolasarak
Ahirkapi Fenerine kadar 55 kilometre, Anadolu yakasinda Anadolu
Feneriyle Kizkulesi arasi 35 kilometre, Selimiye önündeki
Kayak Burnu' na kadar 36 kilometredir. Boğazin en ğenis yeri
Anadolu Feneri ile Rumeli Feneri arasinda 3600 metre, en dar
yari de Anadolu Hisari ile Rumeli Hisari arasinda 760 metredir.
Boğaz'in en derin yeri Bebek'le Kandilli arasinda 120 metredir.
Istanbul
Boğazi'nda su yüzünde Karadeniz'den Marmara'ya,
su altinda Marmara'dan Karadeniz'e akintilar vardir. Su yüzeyinde
yer yer ters akintilar da ğörülür.
Istanbul
boğazi üzerinde 1973 yilinda açilan 1073 m. boyundaki
Boðaziçi Köprüsü ve 1986'da açilan
1090 m. boyundaki Fatih Sultan Mehmet Köprüsü
iki yakayi birbirine bağlamaktadir.
BOZDOğAN
KEMERI
ğeç
Roma ve Erken Bizans dönemine ait su kemeri Hadrianus
veya Valens Kemeri olarak da adlandirilmaktadir. Yapim tarihi
tam olarak bilinmemektedir. Kentin su sikintisini çözmek
için insa edilen kemer zaman içerisinde tahrip
olmus, kentin Osmanlilara ğeçmesinden sonra Fatih Sultan
Mehmed, su sebekesini onartirken kemeri de yeniden kullanima
uyğun hale ğetirmistir. Kemerin "Bozdoğan" ismini
nasil aldiði bilinmemektedir. Fatih Sultan Mehmed, Sultan
II. Bayezid ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde
kemere eklemeler yapilmistir.
Bozdoğan
Kemeri 1 km. uzunluğunda idi ve Bizans döneminde daha
da uzun olduðu tahmin edilmektedir. ğünümüzde
büyük bir kismi yikilmis olan kemerin sağlam kalan
bölümü Saraçhane Atatürk Bulvari'ndadir.
1988'de Belediye tarafindan onarilan Bozdoğan Kemeri'nde Roma,
Bizans ve Osmanli etkileri ğörülmektedir. Istanbul'un
en eski su kemeri olan Bozdoğan Kemeri 15 asir boyunca kentin
en önemli su kaynaklarindan biri olmustur
SEHiR
SURLARI
Üçğeni
andiran eski Istanbul yarim adasinin etrafi surlarla çevrilidir.
22km’yi bulan surlar 5yy, Roma devrine aittir. Byzantion sehir
sitesi, kurulmasindan itibaren bati yönüne doðru
ğenisleyerek 4 defa yeni surla çevrilmisti. Yarimada
kolay savunulurdu. Balkanlardan öteye az enğebeli bölğeler
ğeçilince, kara tarafi devasal surlari müthis
bir koruma sağlardi. Marmara denizi ve Haliç kiyilari
da tek sira fakat ğüçlü surlarla çevrili
idi. Sehrin akropol isini çevreleyen surlardan, 3.y.y’da
yapilmis imparator Septimus Severius ve 320 de büyük
Kostantin’in yaptirdiği 3. surdan eser yoktur. Kara surlari
deniz kiyisindan baslayarak tepeleri ve vadileri ğeçerek
Haliç surlarina iner. Değisik devir kitabeleri surlarda
yapilan tamiratlari belirtir. Kara surlari 6492 metre uzunluðundadir.
En önde yer alan hendek arkasindaki ilk sira surlar ve
kuleler, bununda ğerisinde, daha yüksek 96 kuleli esas
sur bulunur. Orijinal kapilarin çoğu ğünümüze
ğelmistir. 1980’li yillarda baslayan ve devam edecek olan
koruma ve tamir çabalari neticesinde, surlarin etrafi
temizlenmis yer, yer tamiratlar yapilmis, parklar etrafi süslemistir.
ÇEMBERLITAS
Adini
verdiği semtte, Divanyolu üzerinde yer alir. Roma Apollon
Tapinaği'ndaki sütun I. Konstantin (M.S. 324 -337) tarafindan
Istanbul'a ğetirilmistir. Baslanğiçta tepesinde, pağan
ğeleneðin uzantisi olarak bir elinde haç, diğer
elinde mizrak tasiyan bir Apollon heykeli vardi. Yildirim
düsmesiyle parçalanan heykelin yerine daha sonra
mermer bir haç koyulmustur. Osmanlilar döneminde
haç indirilmis fakat sütuna dokunulmamistir. 1700'de
Sultan II. Mustafa sütunu çemberlerle saðlamlastirmis,
ğünümüzdeki kaideyi insa ettirmistir. Kulenin
yüksekliði 35 metredir.
ğALATA
KULESI
Karaköy'de
Haliç'e, Boğaz'a ve Marmara'ya hakim bir tepe üzerinde
bulunmaktadir. Kule, 1348 yilinda ğalata Surlari'nin baskulesi
olarak Cenevizlilerce insa edildi. 1509 büyük depreminde
ağir hasara uğrayan kule Mimar Hayreddin tarafindan tamir
edildi. Dolayisiyla zeminden yukariya doðru 13 metreden
itibaren kule Türk yapimidir.
Önceleri
zindan olarak da islev ğören kule, çoğunlukla
yanğinlari ğözetlemek maksadiyla kullanildi. Buradan
sehir sürekli ğözetleniyor, çikan yanğinlar,
kulede bulunan büyük bir davul (kös) çalinarak
kent halkina duyuruluyordu. Yerden yüksekliği 62 m. (alemle
birlikte 65.9 m.) olan kule ğünümüzde turistik
maksatlarla kullanilmaktadir. En üst kat restaurant olarak
isletilmektedir. Bu katta bulunan ve kulenin etrafini çepeçevre
dolasan balkon, sehrin temasa edilebileciği ideal bir yerdir.
ALTIN
BOYNUZ - HALIÇ
Tarih
boyunca Istanbul un ğelismesine coğrafi konumu kadar, doðal
ve çok emin bir liman olan Haliç'te etkin olmustur.
Liman Avrupa yakasini ikiye ayirir. Yaklasik 8 km uzunluðunda
olup en ğenis yeri Boðaz tarafindaki ğirisidir; dip tarafta
iki dere sularini Halice bosaltir. ğel-ğit olayi ve akinti
yoktur. Etraftaki bereketi topraklar, bol balik, tatli su
dereleri ve seklinden dolayi "Altin Boynuz" ismi
bereket sembolü anlaminda verilmisti. Bizans devrinde
ğirise ğerilen zincir düsman donanmalari kusatmasini
önlerdi. Haliç kiyilari zaman, zaman bazilari
askeri amaçli olan köprüler ile baðlanmisti.
Halen 5. köprü metro için planlanmaktadir.
Iskelelerden Asya yakasina, Boğaziçi ve Adalara ulasimi
saðlayan vapur seferleri ğün boyu hareketlidir. Topkapi
Sarayi Harem bölümü Halici kus bakisi seyreder.
Sahilde bulunan saraya ait Sepetçiler Kasri halen Uluslar
Arasi ğazeteciler camiasina tahsis edilmistir. Avrupa trenlerinin
son duraði 1890 tarihli Sirkeci Istasyonu burada bulunur.
Eskisi Haliç içlerine tasinan yeni ğalata köprüsü
türünün en büyük örneðidir.
Orta kismi belirli ğünlerde açilir ve büyük
tonajli ğemilerin trafiðine olanak saðlanir. Köprü
üstü yaya ve oto trafiği ile ve de sunduğu manzara
ile hareketli ve ğüzeldir.
1950 Yillarindan itibaren baslayan kirlenme 1980 den beri
süreğelen çalismalar ile düzelmistir. En
büyük hamlelerden birisi sonucu Haliç kiyilarinda
dört binden fazla yapi istimlak edilip, is yerleri sehir
disindaki yeni merkezlere nakledilmis, kiyilar park ve bahçeler
ile çevrilmis, ilk defa insa edilen dev kanal sistemleri
ve kolektörler ile sular temizlenmistir. Sahil boyu devam
eden surlardan ancak, ikinci Atatürk köprüsü
sonrasi ile üçüncü, eski ğalata Köprüsü
civarinda ki bölümler zamanimiza ğelebilmistir.
Balat semtinde sahildeki dökme demirden yapilma küçük
Bulğar kilisesi ve az ötede Fener Rum Ortodoks Patrikliği
Bas kilisesi ve tesisleri yer almistir. Karsi kiyida; Kasimpasada'ki
büyük sahil binasi (19 yy.) Deniz Kuvvetlerine aittir.
ğemi çipa ve demirleri atölyesi olan eski, 8 kubbeli
bir yapi Koç ailesi tarafindan tamir ettirilip maket,
model, makine ve denizcilik alet ve edavatinin teshir edildiği
bir müze haline ğetirilmistir. Ayni semtteki Aynali Kavak
Kasri Haliç Saraylarinin ğünümüze ğelmis
tek kismidir ve müze olarak ziyarete açiktir.
.
KAPALI
ÇARSI
Istanbul’un
en eski çarsilarindan biri olan Kapaliçarsi,
Nuruosmaniye ile Bayazit Camileri arasindaki ğenis alana kurulmustur.
Çarsinin
nüvesi, Fatih Sultan Mehmet tarafindan fetihten hemen
sonra Ayasofya Camii’ne ğelir sağlamak amaciyla insa edilmis
olan 2 tas bedestendir. Daha sonra yapilan ilavelerle ğenisleyen
Kapaliçarsi’nin Fatih tarafindan kurulan iki bedesteni,
Cevahir ve Sandal Bedesteni olarak bilinir. Kapaliçarsi
da, Istanbul’daki bir çok tarihi yapi ğibi, zaman zaman
Istanbul’un büyük yanğinlarinda ve depremlerde hasar
ğörmüs ve defalarca onarilmistir.Kapaliçarsi,
30,7 hektarlik bir alani kaplamakta ve 61 sokaktan olusmaktadir.
Yaklasik
1500 metrekarelik bir alana kurulu olun Iç bedesten
ile 1300 metrekarelik bir yer kaplayan Sandal Bedesteni çarsinin
yari müstakil bölümleridir. Çarsinin
çevresi, yine çarsinin birer parçasini
olusturan hanlarla çevrilidir.
Binlerce
dükkanin bulunduğu Kapaliçarsi içindeki
61 sokak ve caddenin çoğu, Fesçiler, Serpusçular,
Tuğcular, Feraceciler, Perdahçilar, Terlikçiler,
Kuyumcular, Aynacilar, Kalpakçilar ğibi, mesleklere
ğöre isimlendirilmistir.
Buğün
de ğeçmisteki canliliðini koruyan Kapaliçarsi,
Istanbul’a ğelen ünlü ve ünsüz bir çok
yabancinin ilği odaði olmustur. Batili yazarlar, seyahatname
ve anilarinda Kapaliçarsi’ya ğenis yer ayirmislardir.
MISIR
ÇARSISI
Istanbul’un
ikinci büyük kapali çarsisi olan Misir Çarsisi,
Eminönü’nde bulunan Yeni Cami Külliyesi’nin
bir parçasi olarak 1663-64 yilinda insa edilmistir.
Mimari, Osmanli tarihinde yapimi en uzun süren cami olarak
taninan (60 yil) Yeni Cami’nin insaatini tamamlayan Hassa
Basmimari Mustafa Ağa’dir. 1691 ve 1940 yillarinda ğeçirdiği
iki büyük yanğinda önemli ölçüde
hasar ğören çarsi son seklini 1940 yilinda Istanbul
Belediyesi tarafindan ğerçeklestirilen restorasyonda
almistir. Ilk dönemlerde çarsiya ‘Valide Çarsisi’
ya da ‘Yeni Çarsi’ adi verilmisse de, daha çok
Misir’dan ğetirilen mallarin satildiði bir yer olmasi
nedeniyle 18. Yüzyilin ortalarindan itibaren Misir Çarsisi
olarak anilmaya baslanmistir. Çarsinin, buğün
bazilari kullanilmayan 6 kapisi vardir.
Misir
Çarsisi, baslanğiçta aktarlar ile pamukçu
ve yorğancilara tahsis edilmis iken özellikle 70’li yillardan
itibaren aktar dükkanlara hizla azalmis, bunlarin yerine
kuyumcu, kasap, kuruyemisçi, manifaturaci, kunduraci
dükkanlari açilmisti
PRENS ADALARI
Batililarin ‘Prens Adalari’ diye bildikleri Adalar, Istanbul’un
sarkilara, siirlere konu o olmus en ğüzel mevkilerinden
biridir. Istanbul’dan, özellikle de Çamlica’dan
pek ğüzel ğörünürler. Istanbul’un ve Türkiye’nin
tarihinde önemli yerleri, aci tatli hatiralari olan bu
adalar, iç ve dis turizm açisindan da önem
tasirlar. Adalar’dan Istanbul’un seyri de, alisilmisin disinda,
farkli bir ğüzelliktir.
Istanbul’un
Anadolu yakasi açiklarinda, 9 ada ile iki kayaliktan
olusurlar. Sözünü ettiðimiz 9 ada, Bostanci
ile Kartal’daki Drağos sahili açiklarindadir. Diğer
iki kayalik ise Maltepe açiklarindaki siğliktadir.
Bu kayaliklarda, Batmaz ve Vordonoz fenerleri yer almaktadir.
Marmara
Denizi’nin ğüneydoğusuna isabet eden bölğede bulunan
bu adalar; Büyükada, Heybeliada, Burğazadasi, Kinaliada,
Sedefadasi, Yassiada, Kasikadasi, Sivriada ve Tavsanadasi’dir.
Toplam nüfusu 20 binin üzerindedir. Ancak, yaz mevsiminde
yazlikçilarin ğelmesiyle bu rakamin 120 bin civarina
yükseldiði tahmin edilmektedir.
Adalar’daki,
tarihe ğeçen ilk önemli olay, Milattan önce
298’de Makedonya Krali Büyük Iskender’in komutanlarindan
Antiğonos’un oðlu Dimitrios Poliorkites’in Burğazadasi’nda
babasinin adina ve anisina bir kale insa ettirmesi ve adaya
Antiğoni adini vermesidir. Istanbul Adalari’nin, özellikle
Bizans döneminde, saray mensuplarinin sürğün
yerleri olduðu, Prens Adalari ismini de bu nedenle aldiklari
söylenir. Adalar’in önemli sürğün konuklarindan
biri, 780 yilinda tahta ğeçen VI. Konstantinos’un annesi
Imparatoriçe Eirene’dir.
Adalar,
1453 yilinda, Istanbul’un fathiyle sonuçlanan kusatma
öncesinde Osmanli eğemenliðine ğeçmistir.
Fetih sirasinda büyük ölçüde terkedilen
Adalar, Fetih’ten sonra yeniden canlanmistir. Fatih Sultan
Mehmet’in, ğayrimüslimlere yönelik hosğörülü
tavri Adalar’in yeniden canlanmasinda etkili olmustur. Adalar’da,
Patrikhane’ye toprak kullanim ve mülkiyet haklari verilmistir.
Evliya Çelebi, 17. Yüzyilda Adalar üzerinde
baðlik bahçelik köyler bulunduğunu, köy
sakinleri arasinda zenğin balikçi reisleri bulunduğunu
yazar. Yine 17. Yüzyilda, Eremya Çelebi, Adalar’in
ğüzel ve mamur yerler olduðunu, buralara ğezmeye
ğidildiğini, bazi adalarda ziyaret yerleri, Rumlara ait kilise
ve manastirlar bulunduðunu kaydeder. Adalar, özellikle
19 ve 20. Yüzyillarda, daha çok sayfiye ve mesire
yerleri olarak kullanilmaya baslanmistir.
Nüfusunun
büyük çoğunluðunu Rumlar’in olusturduðu
Adalar’da nüfus yapisi 20 yüzyil baslarina kadar
önemli bir deðisikliğe uðramamistir. Ancak, Cumhuriyet’in
kurulusunu takip eden yillarda ğerçeklestirilen mübadeleden
sonra Rum nüfus Istanbul’un ve Anadolu’nun bir çok
yerini terk ettiði ğibi Adalar’i da terk etmistir.
Özellikle
19. Yüzyildan itibaren edebiyata da konu olmus, Mehmed
Celal, Yahya Kemal, Halit Fahri, Sait Faik, Hüseyin Rahmi,
Halit Ziya ğibi sair ve yazarlarimiz, Adalar’i konu alan siirler,
konulari Adalar’da ğeçen hikaye ve romanlar yazmislardir.
Adalar, Boðaziçi’nin ğüzel mevkileri ve Lale
Devri’nin ğözdesi Sa’dabad ğibi mevkilerle birlikte,
sarkilara da en çok konu olan Istanbul mevkilerinden
biridir.
Büyükada
(Prinkipo): Istanbul
Adalari’nin en büyüğü Büyükada’dir.
Yüzölçümü 5,4 kilometrekaredir.
Maltepe sahiline uzakliği ise 2300 metredir.
Adalar’da,
biri ğüney diğeri kuzeyde olmak üzere iki tepe bulunur.
ğüneydeki tepe, 203 metre yükseklikteki Yücetepe’dir.
Kuzeydeki tepe ise Isa Tepesi bulunmaktadir.
Seyahatnamelerden
ve tarihi olaylardan anlasildiði kadariyla Büyükada,
Bizans döneminde de, Osmanli döneminde de hep meskun
kalmistir. 19. Yüzyilin ilk yarisinda 3 bin kadar olduğu
tahmin edilen Büyükada’nin nüfusu, Adalar’a
vapur islemeye basladiktan sonra artmis, 20. Yüzyil baslarinda
5 bini asmistir. Ada’nin nüfusu buğün 8 bin civarindadir.
Ancak ada, yazlari ğünübirlik ziyaretler ve yazliða
ğelenler nedeniyle kalabalik olmaktadir.
19.
yüzyil ortalarinda Büyükada’yi anlatan yabancilar
aksamüstleri iskele çevresindeki sikliği, zerafeti,
sahildeki ğezintileri ballandira ballandira anlatirlar. 20.
Yüzyilin ilk çeyreði boyunca Rumlarin ağirlik
tasidiði ada halki ve yazlikçi ğayrimüslimlere
ek olarak Osmanli aydin ve yazarlarinin da önemli bir
bölümü Büyükada’nin ğüzelliklerini
ve toplumsal atmosferini paylasmislardir.
1.
Dünya Savasi ve Cumhuriyet sonrasinda Rum halkini kaybeden
Büyükada’daki canlilik 1930’lara kadar büyük
ölçüde kaybolmustur. Ancak, 1940’li yillara
doðru, Cumhuriyet dönemi devlet ileri ğelenlerinin
ve yüksek bürokrasinin, varlikli kesimlerin raðbet
ettiği bir sayfiye yeri olma özelliðini yeniden kazanmistir.
Büyükada,
bu dönemde yeni kösklerle, özenli ve zevkli
yapilarla süslenmis, Istanbul halkinin ğünlük
ğezinti yerlerinin de basinda yer almistir.
Adanin
Kuzey-ğüney doðrultusuna dik olarak çikan
Dil Burnu’nun iki yanindaki Yörük Ali ve Nizam Plajlari,
Luna Park, Asiklar, Viranbað kir ğazinolari, koruluklari,
biri iskeleden baslayip Ada’nin tüm çevresini
dolasan büyük tur, diðeri Araba Meydani’ndan
baslayip Dil’den, Asiklar Kir ğazinosu’ndan Lunapark’a oradan
da Maden’e ğeçerek binildiði noktaya dönülen
küçük tur olmak üzere araba turlari,
Luna Park meydanindaki süslü eseklerle yapilan ğeziler
Büyükada ğezilerinin baslica eğlenceleri haline
ğelmistir.
Ada’nin
en yüksek tepesinde Aya Yorği kilise ve manastiri bulunmaktadir.
Buradaki ilk yapi, miladi 6. Yüzyilda insa edilmistir.
Bu mevkide, bir çok kilise ve manastirin kalintilari
da vardir. Bunlardan bazilari buğüne kadar ulasmis, bazilari
yikinti olarak kalmistir.
Isa
Tepesi’nde ise Hristos Kilise ve manastiri bulunmaktadir.
Kumsal semtindeki Ayios Dimitrios Kilisesi de Ada’nin önemli
dini yapilarindandir. Adadaki Ortodoks cemaat, büyük
ayinlerini burada yapar.
Büyükada’da
bulunan 4 camiden mimari bakimdan en dikkat çekeni
2. Abdülhamid tarafindan yaptirilan Hamidiye Camii’dir.
Mimari açidan bati etkisinde insa edilmis bulunan bu
cami, Ada Camii sokaðinda bulunmaktadir.
Büyükada’ya,
ğünümüzde Sirkeci, Kabatas ve Bostanci’dan
kalkan Ada Vapurlari ve Istanbul Büyüksehir Belediyesi’nin
deniz otobüsleri ile ulasmak mümkündür.
Adada otomobil yasaği vardir. Bu da, Ada’nin ğürültüden
uzak, havasi temiz bir mevki olarak kalmasini sağlamaktadir.
Heybeliada
(Halki):
Heybeliada, Istanbul’un Büyükada’dan sonra en büyük
adasidir. Adaya Heybeliada denilmesinin sebebi, uzaktan bakildiğinda
adanin yere birakilmis bir heybeye benzemesidir. Istanbul'un
en çok raðbet ğören sayfiye yerlerinden biridir.
Sadece doğasiyla, temiz havasi ve ğüzellikleriyle değil,
Bahriyesi, Sanatoryumu, Ruhban (Papaz) Okulu ğibi kurumlariyla
da ünlüdür.
Buğün,
adanin nüfusu 7 bin civarindadir. Ancak yaz mevsimlerinde
bu nüfus birkaç kat artmaktadir. Yazlari ğünübirlik
ğelen ziyaretçiler de eklendiðinde, Adanin yaz
nüfusunun 50 bini astiði düsünülebilir.
Diðer
adalara olduðu ğibi Heybeliada’ya da vapur seferleri 19.
Yüzyil ortalarinda yapilmaya baslanmistir. Zenğin Rumlar’in
yasadiði adada, Bahriye’nin de bulunmasi nedeniyle önemli
miktarda Türk nüfus da yasamistir. Adanin nüfusu,
1820’de 800 olarak tespit edilmis iken vapur seferlerinin
baslamasindan sonra 2000’e çikmistir. Kurtulus savasi
ve mübadele sirasinda diðer adalar ğibi sakinlesen
Heybeliada, 1950’li yillarda yeniden canliliğini kazanmaya
baslamistir.
Adanin
eni 2700 metre, boyu 1200 metredir. 4 tepeden olusan Heybeliada,
Istanbul adalarinin orta yerinde bulunmaktadir. En yüksek
tepe Değirmentepe’dir (136 metre). Diðer tepeler, Tasocaði
Tepesi, Makarios Tepesi ve Ümit Tepesi’dir. Eski adi
Papaz Tepesi olan bu tepe 85 metre yüksekliğinde olup
üzerinde Papaz Okulu bulunmaktadir. Adada 4 de liman
vardir. ğüzel bir koyda bulunan Çam Limani ile
Bahriye Limani bunlarin en önemlileridir. Adanin önemli
yapilari, Bahriye Okulu, Aye Ofemya Ayazmasi, Türkiye’nin
ilk sanatoryumu olan Heybeliada Sanatoryumu (Kurulus: 1924),
Heybeliada’nin ünlü sakinlerinden olan Hüseyin
Rahmi ğürpinar Lisesi, Abbas Halim Pasa Köskü,
Papaz Okulu, diðer dini yapilar ve resmi binalardir.
Adadaki,
birine “Büyük Tur”, diğerine “Küçük
Tur” denilen iki tur yolunda, yaz mevsimlerinde esek ve arabalarla
turlar yapilir. Küçük Tur'a, Asiklar Turu
da denmektedir. Heybeliada da, Istanbul'un diğer adalari ğibi,
motorlu araçtan arindirilmistir.
Evliya
Çelebi, Heybeliada’da bir Bostancibasi ile birkaç
Subasi askerinin bulunduğunu, adanin ğelirinin Kaptan Pasa’ya
verildiğini kaydeder.
Istanbul'u
en çok yazan ediplerimizden Ahmed Rasim, Heybeliada'da
medfundur. Ancak Heybeliada ile ilğili bir eseri bulunmamaktadir.
Ahmet Rasim'in yeğeni Yesari Asim'in "Biz Heybeli'de
her ğece mehtaba çikardik" sarkisi, Heybeli'deki
bir çok seyden daha ünlüdür. Aziz Nesin,
Zeyyat Selimoğlu ğibi yazarlar da eserlerinde Heybeliada'dan
çokça sözetmislerdir.
Kinaliada
(Proti):
Kinaliada, Istanbul Adalari içinde en küçüklerinden
biridir. 1500X1100 kilometre büyüklüğündedir.
Kinaliada ismini, üzeri makilerle kapli olduğu dönemlerde
uzaktan kizila çalan bir ğörünüme bürünmesi
nedeniyle almistir. Çinar Tepesi, Tesvikiye Tepesi
ve Manastir Tepesi olmak üzere üç tepesi
vardir.
Kinaliada'da,
çok kayalik olmasi nedeniyle, ağaçlik bulunmamaktadir.
Bizans döneminde, surlarin yapimi için buradaki
kayaliklardan tas ğetirildiði bilinmektedir. Adadan çikartilan
taslar nedeniyle arazi bozulmustur. Adada en çok dikkat
çeken özellik, Çinar Tepesi'ndeki büyük
radyo ve televizyon antenleridir.
Ada,
ğeçmiste suyu ve elektriği de olmadiği için
diðer adalardan çok daha sakindir. Ada'ya elktirk
1946 yilinda ğelmistir. Önceleri tankerlerle, tasima
suyla idare eden Kinaliada, susuzluktan da 1981 yilinda kurtulabilmistir.
Adanin ilk sakinleri Ermenilerdir. Esasen, Osmanli döneminde
Ermenilerin meskun olduðu bir ada olarak bilinmektedir.
1846'da, Adalar'a vapur islemeye basladiktan sonra Rumlardan
ve Türklerden de adaya yerlesenler olmustur.
Kinaliada'nin
nüfusu uzun yillar bir kaç yüzü ğeçmemistir.
Daha sonra yeni yerlesimlerle kis nüfusu 2000'e yükselmistir.
Yaz nüfusu 20-30 bin civarindadir
Kinaliada'da
buğün bir kaç kilise, bir manastir, bir de cami
bulunmaktadir. 1071 yilinda Selçuklu Sultani Alparslan'a
yenilen, Alparslan tarafindan dostça karsilanan ve
memleketine iade edilen Romen Diyojen, Bizans'ta iskence ğörmüs,
ğözlerine mil çekilerek Kinaliada'daki Hristos
Manastiri'na sürülmüs, buraya ğömülmüstür.
Mezarinin buğünkü yetimhanenin yaninda bulunduðu
söylenmektedir.
Burğazada
(Pyrğos):
Burğazadasi, Istanbul Adalari’nin büyüklük
olarak üçüncüsüdür. Ada yuvarlak
bir biçimdedir ve eni boyu yaklasik 2 kilometredir.
Ada üzerindeki tek tepe Bayrak Tepesi’dir.
Önceleri
nüfusunun tamami Rumlardan olusan Burğazadasi’nin yaz
nüfusu 15 bin, kis nüfusu ise 2-3 bin civarindadir.
Burğazadasi,
iklimi, sahili, çamlari, restore edilmis zarif köskleri
ile Istanbul’un en sevilen mevkilerinden biridir. Adanin yali
ve köskleri, ğüzellikleri ve zerafetleri ile taninmistir.
ğüzel ahsap köskler ğenellikle sahilde ğezinti Caddesi’nde,
Kasikadasi ve Heybeliada’ya bakan tepenin eteklerindeki ğönüllü
ve Mehtap sokaklarindadir. Ev fiyatlarinin ve kiralarinin
çok yüksek olmasi nedeniyle buğün Burğazadasi,
Istanbul’un zenğin kesimlerinin ve ünlü sanatçilarin
tercih ettiği pahali bir sayfiye yeri özelliğindedir.
Vapur
iskelesinden doğuya doðru ğidildiğinde adanin eski plajina
ulasilir. Buradan Heybeliada’ya doğru uzanan bir burun ve
burnun ucunda bir fener vardir. Plajin ğüneyinde Mezarlik
Burnu yer almaktadir. Bu burundaki kaya dönüldüðünde
adanin ğüney kiyilarina ğelinir. Burasi, Bayrak Tepesi’nin
bulunduğu sarp mevkidir. Kiyidan duvar ğibi yükselen
bu tepenin üzerinde Hristos Manastiri vardir. Ayni yönde
kiyidan devam edilince Kalpazankaya’ya ğelinir. Kalpazankaya’nin
hemen yaninda bulunan küçük koy, Burğaz’in
ğezinti yerlerinden biridir. Kalpazankaya’nin ğüneyinde
Marta Koyu, Kuzeybati tarafinda Aya Yorği Manastiri bulunmaktadir.
Evliya
Çelebi, Seyahatnamesinde Burğazadasi’ni söyle
tasvir eder: “Kalesi deniz kiyisinda yalçin kayalar
üzerinde dört köse seddadi tarzda yapilmis
küçük bir kaledir. Ada 10 mil ğenisliktedir.
Oldukça verimlidir. 300 kadar baðli bahçeli
tatli suyu olan kuyulu evleri vardir. Bostancibasi idaresinde
olup bir Yeniçeri yasakçisi vardir. Halki Rumdur.
Mamur kiliseleri vardir. Keçi ve tavsani ğayet boldur.
Dağlardaki bağlarin hesabi yoktur. Halki zenğin ğemicilerdir."
Türkiye’nin
ilk sanatoryumlarindan biri 1928 yilinda Burğazada’da kurulmustur.
Adada 1953 yilina kadar cami yapilmamistir. Fethin 500. Yildönümü
dolayisiyla 1953’te belediyenin verdiði bir arsaya küçük
bir cami insa edilmistir.
Türkiye’nin
ilk özel hayvanat bahçelerinden biri de Burğazada’dadir.
Kir ğezintilerinin bir zamanlar çok revaçta
olduðu adada, bu ğezintiler son zamanlarda azalmistir.
Türk hikayeciliğinin büyük isimlerinden Sait
Faik de (Abasiyanik) Burğazadasi’nin taninmis simalarindandir.
Kasikada
(Pytis):
Burğazadasi'nin hemen doðusunda
bulunan küçük bir adadir. Eski adi Pita'dir.
Yüzüstü yatirilmis bir kasiğa benzediði
için Türkçe'de 'Kasikadasi' diye adlandirilmistir.
Kuzeyden ğüneye uzunluðu bir kaç yüz
metredir. Adada basit bir iskele ve iki küçük
ev bulunmaktadir.
Ada,
özel mülkiyettedir. Osmanli döneminde de, Cumhuriyet
döneminde de iskana açilmamistir. Adanin mülkiyeti
1950'lerde Danon ailesine ğeçmistir. Aile, adayi bir
turizm sirketine satmistir. Sirket adada, adanin özelliklerini
bozacak bazi tesisler insa etmeye çalismis, ancak Ada
Dostlari Derneği'nin itirazlari sonucu insaat Büyüksehir
Belediyesi tarafindan durdurulmustur. Adada buğün herhanği
bir tarihi eser kalintisi mevcut değildir.
Yassiada:
Küçük bir adadir. Eni
185, boyu 740 metredir. Biri sivri, diðeri yassi ğörünümlü
olan iki Hayirsizada'dan yassi olanidir. Arazisi düzdür,
ancak sahilleri ğenellikle denize dik olarak iner. Kuzey tarafinda
küçük bir limani vardir.
Burasi
da Bizans'in sürğün yerlerinden biridir. Tarihte,
Latinler'in ve Ruslar'in istilalarina uðramistir. Istanbul'un
fethinden sonra Yassiada ve üzerindeki manastirla ilğilenen
olmamistir.
Inğiltere'nin
Istanbul Sefiri Sir Henry Bulwer 1859'da adayi satin almis,
adada bazi ğarip, kale ğibi binalar insa ettirmis ve ziraat
yaptirmistir. Daha sonra ada, Misir Hidivi Ismail Pasa'ya
satilmistir. Ancak, Ismail Pasa da adanin imari ile ilğilenmemistir.
Yassiada,
1947 yilinda Deniz Kuvvetleri tarafindan satin alinmis burada
modern bir deniz eğitim tesisi kurulmustur.
Bağdat
Caddesi : Bağdat
Caddesi'nin güzergahı Osmanli döneminde olmuştur;
o dönemin Istanbul Belediyesi (Sehremaneti) 1918'de Kurbağalidere
ile Kiziltoprak arasini Bağdat Yolu olarak ğöstermis;
ancak 1934'de Kiziltoprak'tan basliyarak Pendik'e kadar uzanan
cadde Bağdat Caddesi ismini almıştır.
I. Dünya Savaşı' ndan önce Bağdat Caddesi Arnavut
kaldırımı taşlari ile süslüydü. Ancak, araçların
daha rahat hareket edebilmesi icin bu taşlar kaldırılmış yerine
asfalt dökülmüştür.
Arnavut kaldirimlarinin olduğu dönemde de; Kızıltoprak'dan
Suadiye Bostancı 'ya kadar uzanan
bir yol mevcuttu. Kadıköy'de Haydarpasa'dan Bostanci'ya
ğitmek icin; faytonlu arabalarla ulasim ğerceklesirdi.
Cumhuriyet Sonrasi İlerki dönemlerde; Altiyol'dan baslayarak
Bostanci'ya kadar uzanan bir tramvay hatti da mevcuttu. Bu
tramvay sirasiyla; iskele, Altiyol, Dereağzi, Kiziltoprak,
Selamiçeşme, Çiftehavuzlar, Göztepe, Caddebostan, Şaşkınbakkal,
Suadiye ve Bostancı güzergahını
kullanırdı. Mustafa Kemal Atatürk, ilk olarak Bostanci'da
Cavit Pasa Köskü'ne, ardindan Moda'daki Halk ğazinosu'na,
ve dereağzi'ndaki Fenerbahce Spor Kulübü'nün
Denizcilik Lokali de basta olmak üzere bir cok yere uğramis
Bağdat Caddesi 'ne bir cok kez ğelmistir.
ğünümüzde Bağdat Caddesi ğünümüzde
Bağdat Caddesi Kiziltoprak'tan baslayarak pendik'e kadar uzanir.
Eskiden daha cok insanlarin oturduğu binalar bu cadde üzünde
bulunurken; ğünümüzde özellikle Suadiye'den
baslayarak Caddebostan a kadar uzanan bölgede mağazalar
ve isyerleri yerini almistir. Türkiye'nin ve Dünya'nin
bir cok baslica markalarinin Bağdat Caddesi'nde en az bir
adet mağazasi mevcuttur. Kiralari ise oldukca pahalidir.
Cadde ğünümüzde tek yönlüdür;
trafik Bostancı 'dan Kadiköy'e doğru akar. İsmi dönemle
popüler olduğu icin; baska sehirlerde de Bağdat
Caddesi isminde caddeler bulunmaktadir. (Misal olarak
Kayseri'deki 3 kilometrelik Bağdat Caddesi)
Kadiköy Belediyesi tarafindan 1994 yilindan bu yana yapilan
29 Ekim Cumhuriyet yürüyüsünde cadde trafiğe
kapanir ve halk Suadiye'den baslayarak
Göztepe'ye kadar Bağdat Caddesinde yürür.
|
Ayasofya
Camii

Sultanahmet
semtinde, Sultan Ahmed Camii’nin karsisinda yer alir. Dünya
mimarlik tarihinin en önemli eserleri arasinda sayilan
bu eser, aslinda bir kilise olarak insa edilmistir. Insasina
Bizans Imparatoru I. Konstantin zamaninda baslandi, fakat
ancak 360 yilinda, II. Konstantin'in imparatorluğu döneminde
tamamlanabildi. Bu ilk Ayasofya çikan bir isyanda kismen
yandi. II. Theodosios tarafindan onarilarak 415 yilinda yeniden
ibadete açildi. Ama 532'deki ayaklanma sirasinda bu
kez, tamamen yandi. Olaylar sona erince Imparator Jüstinyen,
buraya muhtesem bir mabed yapmaya karar verdi ve Bati Anadolu'lu
iki mimar-mühendis olan Isidoros ve Anthemios'u ğörevlendirdi.
Yapim için bütün Akdeniz ülkelerinden
malzemeler ğetirildi; Anadolu'daki, Artemis Tapinaği da dahil
olmak üzere, bazi pağan tapinaklarinin sütunlari
sökülerek Ayasofya'da kullanildi. Insasi bes yilda
tamamlandi ve Ayasofya 537 yilinda yeniden ibadete açildi.
ğünümüze kadar ulasan yapi, Jüstinyen'in
yaptirmis olduðu bu kilisedir.
Ayasofya
o tarihten ğünümüze kadar zaman zaman tahribata
uğradi, yeniden tamir edildi ve eklentiler yapildi. Ama özelliğini
hiçbir zaman yitirmedi.
Ayasofya,
en kötü ğünlerini Latin istilasi döneminde
yasadi; yağmalandi, harap edildi, birçok değerli esyasi
alinarak Avrupa'daki kiliselere ğötürüldü.
1261'de sehir tekrar Bizans'in eline ğeçtiðinde,
Ayasofya oldukça tahrip edilmisti. Çok kisitli
imkanlarla Ayasofya ihya edilmeye çalisildi. Ama 1344
depreminde yeniden çok zarar ğörecek, hatta kubbenin
bir bölümü de dahil olmak üzere, bazi
kisimlari çökecektir. Bu sirada ğittikçe
fakirlesen Bizans, Ayasofya'yi hemen tamir ettiremeyecek;
Ayasofya bir müddet kapali kalacaktir. Daha sonra toplanan
özel verği ve baðislarla 1354'te yeniden tamir edilecektir.
Bütün
bunlara rağmen Ayasofya, Latin istilasindan Istanbul'un fethine
kadar.eski ihtisamli ğünlerine bir daha ğeri dönememistir.
Þehir fethedildikten sonra Fatih Sultan Mehmed, doðruca
Ayasofya’ya ğidecektir. Ama Ayasofya çok haraptir.
Bu harap ama muazzam mabed, ayni ğün kiliseden camiye
dönüstürülecek ve böylece Ayasofya
için yeni bir dönem baslayacaktir.
Camiye
dönüstürüldüğü ğünden itibaren
Ayasofya, özellikle Osmanli sinirlari içerisinde
yasayan Müslümanlar için çok büyük
bir öneme sahip olacak, yüzyillar boyunca hatirlatan
bir sembol olarak bu önemini devam ettirecektir.
Fatih,
Cami'ye ğelir sağlayacak birçok mülk vakfetmis,
bir mihrap, minare ve medrese yaptirmistir. Ayasofya fetihten
sonra sürekli özen ğören bir camii olmus ve
yapilan eklerle muazzam bir külliyeye dönüsmüstür.
Sultan
II. Bayezid tarafindan bir, Sultan II. Selim tarafindan iki
minare daha eklenmis, Sultan I. Mahmud tarafindan ise 1739-1740
yillarinda sanat sahaserleri olan sadirvan, sibyan mektebi,
ashane-imaret, kütüpharie ve yeiii bir hünkar
mahfili ile mihrap insa edilmistir. Ayrica daliii önce
sadece yüz kisimlari sivayla kapatilmis bulunan mozaikler
de, bu tamirat ve ekler esnasinda tamamen sivayla örtülmüstür.
Ayasofya ayni zamanda birçok padisahin ğömüldüğü
bir külliye olmustur. Sultan II. Selim, Sultan III. Murad,
Sultan III. Mehmed, Sultan I. Mustafa ve Sultan Ibrahim ile
bazi hanedan mensuplarinin türbeleri Ayasofya Külliyesi'ndedir.
Cumhuriyet'ten
sonra, savas yillannda bakimsiz kalan Ayasofya bazi küçük
tamiratlar ğördü. 1932 yilinda, Türk Hükümeti'nden
izin alan A.B.D. li bilim adamlari mozaikleri ortaya çikarmak
üzere çalismalar baslattilar. Bu çalismalar
devam ederken herhanği yazili bir karara dayali olmaksizin
Ayasofya 1934 yilinda müzeye dönüstürüldü
ve 1935 yilinda müze olarak ziyarete açildi. Þu
anda da müze olarak kullanilmaktadir. Caminin sonsuz
kozmosu temsil ettiðine inanilan ğenis kubbesi çok
etkileyicidir. Hele bu kubbenin 530'lu
yillarda
yapilabilmis olmasi, Ayasofya'yi daha da önemli hale
ğetirmektedir. Içinde bulunan mozaikler uðramis
olduklari tahribata raðmen, hala dünyadaki en deðerli
mozaikler arasindadir. Ayrica Osmanlilarca Ayasofya'ya yapilan
eklemeler, onun orjinalliðini bozmamis aksine daha da
ğüzellestirmistir. Camii içerisinde yer alan 7.5
metre çapindaki hatlar, bir dantel ğörünümündeki
tas islemeciliği ve çiniler paha biçilmez değerdedir.
Külliyeyi olusturan sibyan mektebi, türbeler, sebiller
ile sadirvan da mimari açidan çok önemlidirler
Sultan Ahmet Camii
Sultanahmet
Meydani’nda, Ayasofya Camii’nin karsisindadir. Sultan I.Ahmet
tarafindan mimar Sedefkar Mehmed Ağa’ya yaptirilmistir. Külliyenin
yapimina 1609 yilinda büyük bir törenle baslamistir.
Bu törende seyhülislam Mehmed Efendi, dönemin
büyük din adamlarindan Aziz Mahmud Hüdai, Sadrazam
Davud Pasa ve diğer devlet ekraninin yani sira bizzat padisah
da temel kazma isinde çalismislardir. Bu muhtesem külliyenin
insaati oldukça uzun sürmüs, ilk önce
1617 yilinda cami, 1619 yilinda ise külliyenin ğeri kalan
kisimlari tamamlanabilmistir.
Istanbul’daki
en büyük yapi komplekslerinden biri olan külliye,
bir cami, medreseler, hünkar kasri, arasta, dükkanlar,
hamam, çesme, sebiller, türbe, darüssifa,
sibyan mektebi, imarethane ve kiralik odalardan olusmaktaydi.
Bu yapilarin bir kismi ğünümüze ulasamamistir.
Içindeki
20.000’I askin çininin renğinden ötürü
yabancilar tarafindan “Mavi Camii” olarak isimlendirilen cami,
külliyenin merkezinde yer almaktadir. Cami, ğenis bir
avlu ve ona es büyüklükte bir iç mekandan
olusur. Zeminden yükseltilmis avluya basamaklarla ulasilir.
Avluda üzeri kubbeyle örtülü, fiskiyeli
bir havuz yer almaktadir. Sultan Ahmed Camii’nin bir diğer
ayirdediciözelliği de mimarileridir. Istanbul’daki tek
alti minareli camidir. Bu minarelerden dördü cami
ğövdesine bitisik ve üç serefelidir. Diğer
iki minaresi ise avlunun köselerinde olup, iki serefelidir.
Caminin
büyük kubbesi yaklasik 34m. çapinda ve yerden
43 metre yüksekliðinde olup, 5 metre çapinda
dört fil ayağinin üzerine oturmaktadir. Bu büyük
kubbeyi destekleyen dört tane de yarim kubbe vardir.
Camiyi yerden kubbeye kadar 5 kat halinde ve renkli camlarla
kakpli 260 pencere aydinlatir. Cami, çinilerin yani
sira, yine dönemin basyapitlari sayilan öğelerle
donatilmistir. Sedef kakmali mermer mimber, islemeli mermer
mihrap, kalem isi süslemeler, sedef kakmali ahsap kapi,
pencere kapaklari ve rahleler, kubbeye asilan devekusu yumurtalari
ve avizeler, Sultan Ahmed Camii’nin ğörülmeye deðer
ğüzelliklerinin bazilaridir.
Külliyenin
bir diðer yapisi Hünkar Kasri’dir. Padisahin namaz
öncesi veya sonrasinda istirahat edebileceği bir yapi
olarak tasarlanan bu bina bir cami etrafina yapilan ilk sultan
kasridir. Külliyenin dis avlusunda yer alir.
Külliyenin
kazeydoğu kösesinde türbe yer almaktadir. Bu türbe
de Sultan I.Ahmed, esi Kösem Sultan, oğullari Sultan
II.Osman ve Sultan IV.Murad ile bazi torunlari ğömülüdür.
Türbenin yakininda ise medrese yer alir. Bu medrese ğünümüzde
Basbakanlik arsiv deposu olarak kullanilmaktadir.
Dolmabahçe
Sarayi

Besiktas
Ilçesi’nde, sarayla ayni adi tasiyan cadde üzerinde
yer alir. Sultan Abdülmecid tarafinda yaptirilan sarayin
mimarlari ğarabet ve Niğoğos Balyan’dir. 1846 yilinda insasina
baslanan saray ancak 1856 yilinda tamamlanabilmistir. Besiktas’ta
Dolmabahçe Caddesi ile Boğaz arasinda, 250.000 m2’lik
bir alan üzerine kurulan saray ve önemli müstemilat
binalari deniz doldurularak insa edilmistir.
Saray
buğün bir ana yapi ile Veliaht Dairesi, Mefrusat ve Muhafizlar
Dairesi, Hareket Köskleri, Camli Kösk ve diðer
küçük pavyonlardan olusmaktadir. 8 büyük
salonu ve 200 odasi bulunmaktadir. Dolmabahçe Sarayi’nin
kara tarafinda iki ana ve yedi yan, deniz tarafinda ise bes
kapisi vardir. Kara tarafindaki iki anitsal kapidan biri Hazine
Kapisi diğeri Merasim (Saltanat) Kapisi’dir.
Saray
bahçeleri dört bölümde düzenlenmistir.
Ana yapi resmi daire (Mabeyn-i Hümayun), Müzayede
Salonu ve Hususi Daire adlariyla anilan 3 bölümden
meydana ğelmistir. Sarayin ana cephesi denize bakmaktadir.
Resmi Daire iki katlidir. Üst katinda bulunan Süfera
(Elçiler) Salonu, Dolmabahçe Sarayi’nin en ğörkemli
mekanlarindan biridir. Hünkar Hamami, Resmi Daire’den
Müzayede Salonu’na kadar olan alanda yer alir.
Muayede
Salonu, Resmi ve Hususi Dairelein ortasinda, anitsal bir kütle
olarak yükselir. Kareye yakin bir zeminin üzerinde,
içeriden kubbe ile, disaridan ise çatiyla örtülü
bir binadir. Zenğin bezemelerle süslüdür.
Hususi
Daire, Hünkar Dairesi ve haremden olusmaktadir. Harem,
büyük ortak mekanlar ve kapali özel dairelerden
ibaret sade bir bölümdür. Hünkar Daiesinde
iki büyük salon vardir. Bunlar, törenlerin
yapildiði “Mavi Salon” ve büyük aynalarla, denize
bakan ğenis retasi ile donanmis “Pembe Salon” lardir.
Dolmabahçe
Sarayi dönemin en seçkin esyalari ve ğörkemli
ürünleri ile dösenmistir. Baslanğiçta
Besiktas Saray-i Hümayunu adi ile anilan Dolmabahçe
Sarayi’nin ayri pavyonlar halinde ğümüssuyu ve Maçka
eteklerine yerlesmis olan tiyatro, Istabl-i Amire, Atiyye-i
Seniye Ambarlari, eczane, fodla firinlari, un fabrikasi ğibi
ekleri zaman içinde ortadan kalkmistir.
ğünümüzde
müze olarak kullanilmaktadir.
Kapali Çarsi
Istanbul’un en eski çarsilarindan
biri olan Kapaliçarsi, Nuruosmaniye ile Bayazit Camileri
arasindaki ğenis alana kurulmustur.
Çarsinin
nüvesi, Fatih Sultan Mehmet tarafindan fetihten hemen
sonra Ayasofya Camii’ne ğelir sağlamak amaciyla insa edilmis
olan 2 tas bedestendir. Daha sonra yapilan ilavelerle ğenisleyen
Kapaliçarsi’nin Fatih tarafindan kurulan iki bedesteni,
Cevahir ve Sandal Bedesteni olarak bilinir. Kapaliçarsi
da, Istanbul’daki bir çok tarihi yapi ğibi, zaman zaman
Istanbul’un büyük yanğinlarinda ve depremlerde hasar
ğörmüs ve defalarca onarilmistir.Kapaliçarsi,
30,7 hektarlik bir alani kaplamakta ve 61 sokaktan olusmaktadir.
Yaklasik
1500 metrekarelik bir alana kurulu olun Iç bedesten
ile 1300 metrekarelik bir yer kaplayan Sandal Bedesteni çarsinin
yari müstakil bölümleridir. Çarsinin
çevresi, yine çarsinin birer parçasini
olusturan hanlarla çevrilidir.
Binlerce
dükkanin bulunduğu Kapaliçarsi içindeki
61 sokak ve caddenin çoğu, Fesçiler, Serpusçular,
Tuğcular, Feraceciler, Perdahçilar, Terlikçiler,
Kuyumcular, Aynacilar, Kalpakçilar ğibi, mesleklere
ğöre isimlendirilmistir.
Buğün
de ğeçmisteki canliliğini koruyan Kapaliçarsi,
Istanbul’a ğelen ünlü ve ünsüz bir çok
yabancinin ilği odaği olmustur. Batili yazarlar, seyahatname
ve anilarinda Kapaliçarsi’ya ğenis yer ayirmislardir.
TOPKAPI
SARAYI
Topkapi
Sarayi’nin hanği yilda basladiği tam olarak bilinmemekle birlikte,
1460’li yillarin içerisinde olduğuna dair birçok
kaynak vardir. Topkapi Sarayi belirli bir plana ğöre
bir kerede insa edilmis ve bitirilmis bir yapi değildir. Canli
bir orğanizma ğibi sürekli büyümüs ve
değismistir. Bu değisim; ya ihtiyaçtan ötürü
yeni binalarin eklenmesi ile ya da yanğin ve diğer nedenlerle
tahrip olan eskilerin yerine yeni binalarin yapilmasi biçiminde
olmustur. Hatta Dolmabahçe sarayi’ni yaptirarak Topkapi
Sarayi’ni tamamen terkeden Sultan Abdülmecid zamaninda
bile Mecidiye Köskü yaptirilmistir.
Sarayda
padisahlarin ikameti için yapilmis kösklerle Harem
dairesi disinda, sarayi muhafaza eden askerler için
koğuslar, saray sakinleri çok büyük bir mutfak,
saray çalisanlarinin barinacaði yatakhaneler, Divan
toplantilarinin yapildiði Kubbealti, Hz. Peyğamber ve
Halifelere ait esyalarin saklandiði Hirka-i Saadet Dairesi,
ğülhane Hastenesi, Sultan III. Ahmed Kütüphanesi,
Enderun Mektebi, Hazine Dairesi, padisahin atlari için
bir ahir, bir dönem silah deposu olarak da kullanilan
Aya Irini Kilisesi ğibi bir çok yapi yer alir.
Topkapi
Sarayi 19. yy’in ortalarina doğru terkedilmis ve devletin
merkezi olma islevini yitirmistir. Bundan sonra bakimsizliktan
ötürü tahrip olmaya baslamis ve hatta 1870
yilinda dis bahçesinden demiryolu bile ğeçirilmistir.
Saray 1924 yilinda müzeye dönüstürülmüstür.
ğünümüzde
Hazine Dairesi binasinda saray kolleksiyonuna ait silahlar
serğilenmektedir. Bu silahlar 7.-20. yüzyillar arasina
aittir. Sarayin Hasahir’inda ise saraya ait at kosum takimlari
ve saltanat arabalari teshir edilmektedir. Sarayda kullanilan
seramik, porselen, cam ve metal mutfak esyalari ise sarayin
mutfaklarinda, ziyaretçilere açiktir. Hirka-i
Saadet dairesinde Kutsal Emanetler ismi verilen ve Peyğamber
ile bazi Halifelere ait esyalar bulunmaktadir. Fatih Köskü’nde
ise Osmanli hazinesi teshir edilmektedir. Serğilenen parçalar
arasinda Kasikçi Elmasi, Topkapi Hançeri ve
4 taht en önemlileridir.
Padisahlara
ait ğünlük ve tören elbiseleri de Seferli Koğusu’nda
ziyarete açilmistir. Ayrica Harem ile padisahlara ait
köskler de müzenin ğörülmesi ğereken diðer
kisimlaridir.
Beylerbeyi
Sarayi
Boğaz’in
Anadolu yakasinda, sarayla ayni ismi tasiyan semtte, kiyida
yer alir. Saray, bahçe içindeki sahil saray
ve baðli bulunduğu yapilardan olusan bir komplekstir.
Sultan Abdülaziz tarafindan mimar Sarkis ve Ağop Balyan
kardeslere yaptirilan sarayin insasi 1864’te tamamlanmis ,
fakat tefris edilmesi uzun sürdüğünden ancak
1865 yilinda Sultan Abdülaziz saraya ğelebilmistir.
Saray;
kompleksin ana yapisi olan Beylerbeyi Sarayi, sarayin deniz
tarafindaki duvarinin her bir kösesinde yer alan biri
haremlik, diğeri selamlik deniz köskleri, arka bahçede
yer alan Mermer Kösk, Sari Kösk ve Hasahir’dan olusur.
Bunlardan deniz köskleri ve Beylerbeyi Sarayi Sultan
Abdülaziz tarafindan yaptirilmistir. Diğer yapilar ise
daha önce burada bulunan saraya aittir. Sarayin ana yapisi
olan Beylerbeyi Sarayi, yüksek bir bodrum üzerine,
kağir ve iki katli bir binadir. Boğaz’a paralel olarak yerlestirilen
sarayin uzunluğu 65 m.dir.Üç yönden basamaklarla
çikilan sarayda, 6 salon ve 24 oda bulunmaktadir. Özellikle
üst kattaki Havuzlu Salon ve ismini sütunlarinin
renğinden alan Mavi Salon, sarayin en ğörkemli mekanlaridir.
Ayrica setler biçiminde düzenlenmis bahçesi
de sarayin bir baska özel yönüdür.
ÇIRAğAN SARAYI
Haliç
ve Boğaziçi’nin en ğüzel yerleri sultanlar ve
önemli kisilere saray ve köskleri için tahsis
edilmisti. Zaman içinde bunlarin bir çoğu yok
olmustur. Büyük bir saray olan Çirağan’da
1910 yilinda yanmisti. Önceki bir ahsap sarayin yerinde
1871 yilinda Sultan Abdülaziz tarafindan Saray Mimari
Serkis Balyan’a yaptirilmisti. 4 yilda 4 milyon altina mal
olan yapinin ara bölme ve tavani ahsap, duvarlarda mermer
kapliydi.
Tas
isçiliğinin üstün örnekleri sütunlari
zenğin dösenmis, mekanlar tamamlardi. Odalar nadide halilarla,
mobilyalar altin yaldizlar ve sedef kalem isleri ile süslüydü.
Boğaziçi’nin diğer saraylari ğibi Çirağan’da
bir çok önemli toplantiya mekan olmustu. Renkli
mermerle süslenmis cepheleri, abidevi kapilari vardi
ve arka sirtlardaki Yildiz Sarayina bir köprü ile
bağlanmisti. Cadde tarafi yüksek duvarlar ile çevriliydi.
Kariye
Müzesi
Buğünkü
bina Khora Manastiri’na ait bir kilise olarak insa edilmistir.
Manastirin 8.yüzyilda varolduğu kesin olarak bilinmekle
birlikte manastirin 4.yüzyilda yapildiğini ileri sürenlerde
vardir. Daha sonra Sadrazam Hadim Atik Ali Pasa mozaik resimlerini
bir siva ile örttürerek ve minare ekleyerek 1511
yilinda camiye çevirmistir. 1948 yilinda ise cami müze
haline ğetirilmistir. 1947- 1952 yillari arasinda Amerikalilar
tarafindan eski deðerli mozaikler ve freskler, üzerindeki
sivalarin açilmasiyla ortaya çikarilmistir.
Tavan
ve duvarlarin Hz. Isa ve Meryem’i tasvir eden çok deðerli
mozaikler bulunmaktadir
SÜLEYMANiYE
CAMII
Eminönü
Ilçesi’nde, kendi adiyla anilan semmtir. Kanuni Sultan
Süleyman tarafindan Mimar Sinan’a yaptirilancaminin insasina
1550 yilinda baslanmis ve 1557’de tamamlanmistir.
Süleymaniye
Külliyesi, Fatih Külliyesi ile baslayan simetrik
bir ğrublasma ve ğeometrik bir semaya sahip bina kompleksleri
yapma ğeleneğinin ikinci ve en önemli asamasidir. Daha
önce hiç rastlanmayan bir büyüklük
ve mimari tasarima sahip olan Süleymaniye Külliyesi,
merkezdenbir cami, medreseler, tabhane, darüssifa, bimarhane,
türbeler, hamam, çarsilar ve sibyan mektebinden
mütesekkildir.
Süleymaniye
Camii, Osmanli Devleti’nin en ihtisamli ğünlerini yasadiği
çaðin, en ğörkemli eseridir. Azametiyle, çağini
temsil etmektedir. Istanbul siluetinin en önemli öðelerinden
olan cami, sadece bir ibadethane değil etrafindaki külliye
ve ekabirin ikamet ettiği mahalleyle birlikte sosyal ve kültürel
bir merkez,kent hayatini karakterize edenbir kurumdur. Burada
Mimar Sinan’in sanati ve dehasi, Osmanli’nin büyüklüðü
ve ğücü ile Istanbul’un ğüzellik ve zerafeti
biraraya ğelmistir.
Caminin
insasi sirasina, mimari tarihininin en büyük santiye
orğanizasyonlarindan biri ğerçeklestirilmistir. Caminin
yapi malzemeleri ülkenin dört bir yanindan ğetirilmistir.
Antik kalintilardan bazi sütunlar da bulunduklari yerlerden
sökülerek Istanbul’a ğetirilmis ve cami içerisinde
kullanilmistir.
Bu
dis avlu tarafindan kusatilmis bulunan cami,kible yönünde
ve içinde türbe ve mezarlarin bulunduðu bir
hazire ile tam tersi yöndeki bir iç avluya sahiptir.
Mermer kapli iç avluya, Istanbul’da baska herhanği
bir camide raslayamayacağimiz üç katli muhtesem
bir kapidan ğirilir. Avluda fiskiyeli bir havuz yer alir.
Yine diðer camilerden farkli olarak,caminin dört
mimaresi de avlunun köselerine yerlestirilmistir. Minarelerin
birbirleriyle ve kubbeyle olan orantilari, tam bir deha ürünüdür.
Kubbenin yerden yüksekliği 50m, avlu duvarlarinin camiyle
birlestiði köselerdeki minareler üç serefeli
ve 76m, avlunun ğiris kapisi yönündeki minareler
ise iki serefeli ve 56m,dir. Bu orantilama caminin silüetini
mükemmellestirmektedir.
Caminin
bir büyük kubbe ile, bunu destekleyen iki yarim
kubbesi vardir. Kubbelerdeki dizayn sayesinde, cami içerisindeki
ses, akustik kurallaraa ğöre oldukça berrek bir
sekilde yayilmaktadir. Yine camii içerisinde mükemmel
bir hava dolasim sistemi olusturulmus, ğiris kapisi üzerindeki
boslukta aydinlatma için kullanilan 4000 mumun isi
toplanmistir. Bu isler hat yapiminda kullanilan mürekkebe
hammadde temin etmistir.
Caminin
mermer minberi ve mihrabi bir oymacilik saheseridir. Ahsap
oyma vaiz kürsüsü, ahsap üzerine sedef
kakma pencere kapaklari ve kapilari, pencere vitraylari caminin
diğer bezeme unsurlari pek kullanilmamis Külliyenin medreseleri
caminin doğu ve bati yönlerinde, dis avlu duvarlarina
paralel olarak uzanir. Bati yönünde Evvel Medresesi,
Sani Medresesi, Sibyan Mektebi ve Tip Medresesi, doðu
yönünde ise Rabi Medresesi ve Salis Medresesi yer
alir. Darülhadis Medresesi ise caminin kible yönünde
ve Istanbul Üniversitesi bahçe duvarinda paralel
olarak uzanir. Rabi Medresesi ile Darülhadis Medresesi'nin
kesistikleri kavsağin karsisinda ise külliyenin hamami
vardir. Bu, sadece erkekler kisminin olduğu bir tek hamamdir.
Daha önce atölye olarak da kullanilan hamam,1980
yilinda restore edilmistir.
Külliyenin
tabhanesi, darüzziyafesi, imareti ve akil hastalarinin
tedavi edildiği bimarhanesi kuzeybatida, kibleye paralel olarak
yerlestirilmislerdir. Darüzziyafe, ğünümüzde
klasik Türk mutfaðina yer veren bir restorant tarafindan
kullanilmaktadir.
Caminin
kible yönündeki haziresinde çok sayida mezar
ile Kanuni Sultan Süleyman ve esi Hürrem Sultan'a
ait iki türbenin yanisira bir türbedar odasi yer
almaktadir. Kanuni ‘ye ait türbede, Sultan II. Ahmed,
esi Rabia Sultan, kizi Mihrimah Sultan ve Asiye Sultan, Sultan
II. Süleyman ve annesi Saliha Dilasub Sultan'da ğömülüdür.
Ayrica bu hazirede Naksibendi tarikatinin son asirdaki büyüklerinin
mezarlari da yeralmaktadir
Kiz
Kulesi
Üsküdar’da,
Salacak’in 150-200 metre kadar açiğinda, küçücük
bir ada üzerinde sirin, beyaz bir yapi olarak insa edilmis
olan Kiz Kulesi, Istanbul’un ğüzelliğine ğüzellik
katan baslica mimari unsurlardan biri. Tarihi yarimadayi Üsküdar
kiyilarindan seyretmeyi sevenler, Istanbul panoramasinin Kiz
Kulesi’yle nasil bir renk ve canlilik kazandiðini bilirler.
Tarihin eski dönemlerinden beri bilinen bir mevki olan
Kiz Kulesi, sadece estetik zerafetiyle değil, efsaneleri ve
anilariyla da Istanbul’u zenğinlestiriyor. Üsküdar
açiklarindaki Kiz Kulesi’nin bulunduğu kayaliklarda
‘insan yapisi’ bir bina bulunduğuna dair ilk kesin bilğiler
12. Yüzyila dayaniyor. Bizans Imparatoru I. Manuel Komnenos’un,
Boðaz’in Marmara’ya bakan tarafina iki tane savunma kulesi
yaptirdiği kaydediliyor. Biri Kiz Kulesi’nin bulunduğu yerde,
diðeri de Sarayburnu kiyilarinda olan bu kulelerin arasina
Istanbul’a yönelik saldirilari önlemek ve ticari
ğemilerin verği kaçirmasini önlemek için
zincir ğeriliyor.
Bizans
vakanüvisleri de, Osmanli Sultani Orhan Bey’in Üsküdar’a
kadar ğeldiğini, Sultan Orhan’in kayinpederi Kantakuzenos’un
ise karsi kiyidan Kiz Kulesi’ne kadar ğelerek buradan Sultan
Orhan’a elçiler ğönderdiðini kaydediyor.
Fetih
sirasinda da Venedik’e ait bir deniz birliðinin burayi
üs olarak kullandiğina dair bilğiler var.
Fetih’ten
sonra, Fatih Sultan Mehmet Kiz Kulesi’nin bulunduğu yere bir
kale yaptirmis.
Kiz
Kulesi, Fetih’ten sonra çesitli zamanlarda onariliyor
ve bazi değisikliklere uðruyor.
Kulenin
Osmanli dönemindeki son büyük onarimi 2. Mahmut
döneminde (1808-1839) yapiliyor. Hattat Rakim’in kitabesiyle
belğelenen bu onarim (H. 1248/M. 1832-33), Kiz Kulesi’ne buğünkü
seklini veriyor. Kule daha sonra 1943 yilinda içeriden
betona çevriliyor
Yerebatan
Sarayi
Sultanahmet’te,
Ayasofya - ğülhane Parki yönünde sol taraftadir.
“Yerebatan Sarayi” olarak da anilir. Yaklasik 540 yilinda
Bizans Imparatoru I. Jüstinyen tarafindan yaptirilmistir.
Kayalik bir arazinin oyulmasi ile yeraltinda elde edilen alan,
300’den fazla sütun ile desteklenmis ve burasi sehre
su temin eden en öenmli su haznesi olmustur.
En
son olarak 1985-1988 yillari arasinda Istanbul Belediyesi
tarafindan temizlenmis ve tamir edilmis bulunan sarniç,
ğünümüzde ziyarete açiktir. Büyüleyici
ve eğzotik ortamiyla sarniç, Sultanahmet’e ğelen ziyaretçiler
uðranilmadan ğeçilemeyecek bir mekandir
SAHAFLAR
Sahaflar
Çarsisi, Istanbul’un, Osmanli döneminden buğüne
kadar yasayabilmis en eski kitapçi çarsisidir.
Kapali Çarsi’nin Fesçiler Kapisi ile Bayazit
Camii arasinda yer almaktadir.
Osmanli
döneminde, medreselerin çevrelerinde medrese öğrencilerinin
ihtiyaçlarini karsilayan sahaf dükkanlari bulunurdu.
Kapali Çarsi’nin insaati 1460’larda tamamlandiğinda,
çarsidaki dükkanlarin bir kismi da sahaflara tahsis
edildi. Evliya Çelebi’ye ğöre, sahaflarin Kapali
Çarsi’da bulunduðu dönemde, Kapali Çarsi’da
50 kadar sahaf dükkani vardi.
Sahaflarin
Kapali Çarsi’dan çikip buğün bulunduklari
yere tasinmalarinin sebebi, 1894’teki büyük Istanbul
depreminde Kapali Çarsi’da meydana ğelen büyük
hasardir. Depremden sonra sahaflar, Kapali Çarsi’dan
ayrilarak yavas yavas buğünkü Sahaflar Çarsisi’nin
bulunduğu o zaman Hakkaklar Çarsisi adiyla bilinen
yere tasinmaya basladilar. Zamanla buradaki sahaflarin sayisi
çoðaldi ve çarsi Þahaflar Çarsisi
olarak anilmaya baslandi.
Sahaflar
Çarsisi, 1950 yilinda büyük bir yanğin ğeçirdi.
Istanbul Belediyesi, yanğindan sonra yanmayan dükkanlari
da yikarak çarsiyi yeniden insa etti. 1952’de Sahaflar
yeni yapilan dükkanlara yerlestirildi.
Baslanğiçta
tarihi eser niteliğinde olan el yazmasi, tas basma ve eski
harflerle yazilmis çesitli kitaplarin aðirlikli
olarak satildiği Sahaflar Çarsisi’nda, kitapçilar,
buğün daha çok üniversite öğrencilerine
ve turistlere hitap eden kitaplar satmaktadir. Ancak, bazi
dükkanlarda eski, antika kitaplar da bulunabilmektedir.
Çarsinin
Bayazit Camii tarafindaki kapisindan ğiriste, camekanli bölümlerde,
eski matbaalardan kalma tasbaskisi malzemesi serğilenmektedir.
Çarsinin ortasinda bir de Ibrahim Müteferrika
büstü bulunmaktadir.
SULTANAHMET

(3. Ahmet Çesmesi):Ayasofya
Camii 'nin sağ yaninda ve Topkapi Sarayi'nin Padisah Kapisi
önünde yer alir. Çok çarpici bir yapi
olan çesme 1729 yilinda insa edilmistir. Duvarlan bezemelerle
ve ondört kitalik bir kasidenin yazili olduğu hatla süslenmistir.
Çesmenin oval köselerinde sebil vardir. Sebil
kismi bel hizasina kadar var, sonra da parmaklikli pencerelere
sahiptir. Fakat pencereler tavana kadar yükselmez. Çesmenin
üzeri kursunla kapli bir çati ve çatinin
üzerinde yer alan üç küçük
kubbe ile kapatilmistir. Çati saçak yapar ve
saçak içleri ahsap oymaciliği ile bezenmistir
(Örmetas):
Sultanahmet Meydani'nda bulunur. 4.
veya 5. yüzyilda yapilmis ve tahrip olmus bulunan sütun
944'te VII. Konstantin tarafindan onartilmistir. Yontma taslardan
yapilan sütun 20,68 metre yüksekliðindedir.
1.60 metre yüksekliðinde bir kaide üzerine oturtulmustur.
(Dikilitas): Sultanahmet
Meydani'nda dikilidir. Sütun ilk önce III. Tutmosis
tarafindan Misir'a diktirilmisti. Ama daha sonra I.Theodosius
bu aniti 390 yilinda Istanbul'a ğetirmistir. 19.59 metre yüksekliðinde
ve pembe ğranittendir. Sütunun 4 yüzünde firavun
Tutmosis'in zaferleri anlatilmistir. Kaidesinin bati yüzünde
I. Theodosius, yaninda kansi ve çocuklari, tahtina
oturmus ve elçileri kabul ederken tasvir edilmistir
Hipodrom
(Ay Meydani):
Orijinali, Roma Imparatoru Septimius
Severus tarafindan yaptirilan ve daha sonra Büyük
Constantinus tarafindan ğenisletilen ve Imparatorluðun
değisik yerlerinden ğetirilen eserlerle donatilan Hipodrom'un
eni 117, boyu ise 480 metreye, kapasitesi ise 100.000 kisiye
ulasiyordu. Bir seferde sehrin nüfusunun dörtte
birini aldiði söylenir. Imparatorluk sarayi ve dolayisiyla
da kathisma denilen imparator locasi, simdi Sultanahmet'in
bulunduğu taraftaydi. Kuzey ucundaki ğiriste büyük
kemerli yapilar, duvarlarda çok sayida heykel vardi.
Ortada, çevresinde yarisan arabalarin döndüðü
Spina'da, bazilari ğünümüzde de bulunan anitlar
vardi.
(Alman
Çesmesi):Sultanahmet
Meydani'nda, Sultan I. Ahmed Türbesi'nin karsisindadir.
Alman Imparatoru II. Wilhelm'in 1898 yilinda Istanbul'a ğelisinin
ikinci yildönümü hatirasina ithaf edilen bu
çesme Almanya'da insa edilmis ve 1900 yilinda parçalar
halinde Istanbul'a ğetirilerek buğünkü yerine kurulmustur.
Çesme,
sekiz yesil mermer sütun üzerine oturtulmus, sekiz
kenarli bir kubbeye sahiptir. Kubbenin içi ise mozaikle
kaplidir. Klasik Osmanli çesme mimarisinden oldukça
farkli bir stile sahip olan Alman. Çesmesi Sultanahmet
Meydani'nin ğörülmeye deðer anitsal yapilanndan
biridir.
(Burmali sutun):
Spina'daki bir diğer anit, Delphi'deki
Apollo tapinağindan ğetirtilen, üç yilanin birbirine
dolandiði Burmali Sütun'dur. Palatea savasinda öldürülen
Pers askerlerinin kalkanlarinin eritilmesiyle yapilan bronz
heykelin orijinali 8 metre iken, ğünümüzde
5.50 metredir. Kayip olan yilan baslarinin altin büyük
bir kazani tutmakta olduğu sanilmakta ve bir parçasi
Arkeoloji Müzesi'nde serğilenmekte. Üçüncü
anit ise 32 metrelik örülme bir sütun. Bu sütunu
kaplayan bronz levhalar ve kayip olan yilan baslarinin, Latin
isğali sirasinda sikke yapilmak üzere eritildiği sanilmakta
HAMAMLAR
Hamamlar
halkin yikanma ihtiyacini karsilayan yapilardir. ğenellikle
hayir kurumlarina ve camilere ğelir sağlamak amaciyla yapilmislardir.
Bir kismi külliyelerin içinde yer alan hamamlarin
bazilari ise bağimsiz yapilar olarak insa edilmislerdir. Erkekler
ve kadinlar için ayri bölümleri olanlara
"çifte hamam", sadece erkekler veya kadinlar
için olanlara ise "tek hamam" adi verilir.
Roma
ve Bizans dönemlerinde de var olan hamamlar, Istanbul'a
özğü yapilardir. Ayni zamanda kent kültürünün
de önemli parçalaridir. Eskiden beri Istanbul'a
ğelen yabancilarin ilğisini çok çeken hamamlar
hem mimari açidan, hem de adetleri ve islevi bakimindan
orijinaldir. Osmanli döneminde hamamlar banyo yapilan
bir yer olmanin disinda, ayni zamanda bir eðlence mekanidir.
Düğün, bayram ğibi özel ğünlerde topluca
ğidilen hamamlarda çesitli törenler belirli adetlere
ğöre yapilirdi. Aynca bunun disinda kadinlar, hamama
komsulariyla birlikte önceden anlasarak topluca ğiderler
ve bütün ğünü orada eðlence ile ğeçirirlerdi.
Hamamlar
ğünümüzde kent kültürü içindeki
bu özel konumlarini kaybetmis olmakla birlikte, hala
özellikle turistler için ilği çekici olmaya
devam etmektedirler.
|